-Hoş geldin yavrum. Çantanı alayım
-Sağol Anne. Ben bırakırım.
-Ne o bir şeye canın sıkılmış gibi, bir şey mi oldu?
-Yok bir şey anne.
-Peki geç bakalım.
-Üstümü değişip geliyorum. Acıktım.
-Yemek hazır. Seni bekliyorum.

***

-Yemek her zamanki gibi çok güzel olmuş anne, ellerine sağlık.
-Afiyet olsun yavrum, çok acıkmışsın da ondan öyle geliyor sana.
-Yapma annee, senin yemeklerin her zaman güzel!
-Tamam tamam, ne yaptınız bugün okulda, dersler nasıl geçti? Ödevini beğendi mi öğretmeniniz?
-Her zamanki gibi tebrik etti. Ama…
-Eee! Aması ne?
-Okuma kitabında bir hikâye vardı, Ağustos Böceğiyle Karınca.
-Tamam…
-Onu okuduk sınıfta.
-Evet…
-Öğrencilere konu hakkında ne düşündüklerini sordu, Öğretmenimiz. Herkes bir şey söyledi. Bana da sen ne düşünüyorsun, dedi. Ben de Karıncanın tavrını beğenmediğimi söyledim. Nedenini sorunca ben de çok bencil davranıyor. O durumda kim olursa olsun yardım etmesi gerekiyordu, dedim.
-Peki sonra?..
-Sonra, vay efendim sen nasıl böyle dersin, yazardan daha mı iyi düşünüyorsun, gibi şeyler söyleyince bütün sınıf bana güldü. Bir tek arkadaş da benden yana olmadı. Çok üzüldüm…
-Ama oğlum, öğretmenin…
-Anne, öğretmenim ciddiydi. Yazarı savundu. Dünyaca ünlüymüş. Aylaklığı, tembelliği yeriyormuş. Çalışkanlığı övüyormuş…
-Haklı ama oğlum.
-Tamam, aylaklık, tembellik kötü ben de biliyorum. Karınca gibi olmak da çok mu iyi? Hırsla, açgözlülükle durmadan çalış çalış, biriktir ve kimseye de yardım etme… Doğru mu sence?
-Ama…
-Anne! Ben böyle düşünüyorum diye kızmaya, benimle alay etmeye hakları var mı? Dünyanın en kötü insanı kapına gelse, senden yiyecek yardımı istese vermez misin? Yüzüne kapıyı kapatır mısın?
-Oğlum…
-Kusura bakma anne, seni de üzdüm. Ne olur kimseye bir şey söyleme. Öğretmenimle de görüşme.
-Tamam.