İnsan yaşlandıkça zaman daha da hızlanıyor. Gençlik ve olgunluk dönemlerinin ertelenmiş zamanları yaşlılık yolunda aşılmaz tepeler halinde karşısına dikiliyor, insanın. Her geçen gün tepeleri daha da çıkılmaz, aşılmaz hale sokuyor. Zaman dursa, gün geçmese de şu işi yapsam, diyorsunuz ama zaman sizi dinlemiyor. Geçiyor ve önünüzdeki tepeyi biraz daha yükseltiyor.
Yunus: Koma bugünü yarına, diyor ve uyarıyordu: Yarın Hakkın divanına varam… Ve hakkı verilmemiş demlerin ve günlerin hesabını verem, demeye getiriyordu, sözünü.
Zamanı verimli, üretken kullanma terbiyesi almamışlar için, hayatı planlı-programlı yaşamamışlar için ömür, hakkı verilmemiş, boşa harcanmış bir sermayedir. Ömür kredisini açan ve bizi dünya pazarına salan mülk sahibinin soracağı hesaba verilecek olumlu cevabı olanlara ne mutlu.
İnsan gençken iyi bir eğitim almamış, önüne yüce bir hedef koyup hayatını ona göre programlamamış, günübirlik yönelişlerin akıntısı içinde içgüdülerine göre bir ömür sürmüşse hayvandan ne farkı kalmıştır?
Olgun bir cemiyet, olgun fertlerden örülü bir cemiyettir. Fertler de zamanlarını iyi, güzel ve faydalı işlerle doldurarak olgunlaşırlar. Cemiyet, fertlerine bu imkânı sağlayan sağlıklı bir bünyeye sahip olursa olgunluğuna olgunluk katarak tekâmülünü gerçekleştirir.
Cemiyet, millet bir anne ise devlet de bir baba demektir. Cemiyet, anne hassasiyetiyle fertlerini kollar ve korur. Onlar için saadet dolu, başarılı gelecekler düşünür. Cemiyetlerin, milletlerin, çocuklarına, gençlerine hazırladığı en emin yuvalardan biri okullardır. Onların geleceğini milletler bu okullarda belirler. En önemli okulun aile olduğu hakikati mahfuz kalmak şartıyla okullar, bir milletin en hayati müesseseleridir. Her fert orada şahsiyetini bulur, hayatına yön verir, hayatını kazanacak imkânlara orada kavuşur.
Bizim okullarımız, milli ruh kökümüzü tam temsil etmekten çok uzaktır. Bunun için de şahsiyetli, milletinin öz değerlerine bağlı ve saygılı bir nesil yetişmiyor. Bir milletin kalbi mabetlerinde atar. Bir milletin dua dilekçeleri göklere oradan gönderilir. Okullar tatile girerken camiler, cemaatinden çocuklarını ister. Bize gönderin, onlara Kur’an okumayı, ahlaklı insan olmayı öğretelim. Sokaklarda yokluğa, başıboşluğa bırakmayalım, derler. Sokakların tekin olmadığını, tehlikelerle dolu olduğunu haykıra haykıra anlatırlar.
Devlet baba, anne cemiyetin camilerden yükselen yanık sesine kulak verebilse, ah verebilse ve anlayabilse o sesi, anlayıp da gereğini düşünebilse. Gereğini düşünüp yerine getirebilse. Anneyle el ele verip sağlıklı bir insanlık ailesi kurabilse. İlimde, sanatta, ekonomide, kültürde, medeniyette örnek bir devlet olabilmenin yollarını, çarelerini araştırabilse… Ah bir bilse!
Bu dilek ve temennilerin muhatabı kim?
Başımızda beyindir, bağrımızda yürektir, dağlar gibi, okyanuslar gibi bir kalbtir. Göklere sığmayan bir ruhtur. Ama nerede o ruh, o beyin, o kalb?
O ruh, Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ında. O ruh, asırlardır uyuyan, uyutulan millet bünyesinde. Korkunç bir ölüm uykusuna yatırılan bu ruh dirildiği zaman, millet de, cemiyet de, devlet de dirilir. Asırlardır ruhuna musallat akreplerin, kobraların zehirleriyle öldürülen millet ruhu, canlanma, ayağa kalkma emareleri gösterdiğinden beri vatanda kan ve gözyaşı, kardeş kavgası ve aile faciaları artarak devam ediyor.
Bütün bunların içinde, arasında camiler, milletin kapanmaz sonsuzluk limanlarıdır. Devlet, şehit delikanlılarını bu limanlardan uğurladığı gibi, içten gelen samimi dualarını da, o şehitlerini uğurlarken açtığı ellerle, oynattığı dillerle dileklerini de aynı samimiyetle, milletiyle beraber göndermeye başladığı zaman mesele hal yoluna girdi demektir.
Cami, millet çocuklarını evlerden ve sokaklardan Kur’an için, iman ve ahlak için, insanlık için çağırıp duruyor. Bu çağrılar ne kadar eksik, ne kadar yetersiz çağrılar olursa olsun, bir hakikati işaret etmektedir. Bensiz ne aile, ne okul, ne millet ve ne de devlet olur; olur derseniz, akıbetiniz bölünme, parçalanma, ihtilaf, kan ve gözyaşı olur.
Ya camiler de çürümeye, çoraklaşmaya başlarsa ne olur? Cami, varlık sebebi olan, ruhu olan cemaati kaybederse millet ne hale gelir? Minarelerin çağrısı göklere savrulup gider ve ne salah (namaz, dua) kalır ne de felah (kurtuluş)…
