-Merhaba İskender! Uzun zaman oldu seni görmeyeli, nerelerdesin?
-Merhaba Beyim, geldik işte.
-Baş ve göz üstüne, hoş safa geldin. Özledim seni be İskender!
-Ben de ben de.
-Sordum soruşturdum yalnız Pazar günleri geliyormuşsun.
-Öyledir, öyle.
-Hem de on kilometre kadar ötede bir köyden…
-Köy yakın buraya, yakın. Uzak değil. Uzak olan burası.
-Hani bana çay kahve ısmarlama yok mu?
-Var var. Hüseyin’e söyle getirsin. Sana çay, bana çok şekerli kahve…
-Hah, Hüseyin de geliyor.
-Buyurun Abi! Çay, kahve?…
-Bana çay…
-İskender Beye de çok şekerli kahve, tamamdır Abi!
-Eee İskender, anlat bakalım, nerelerdeydin, neler yaptın?
-Sen anlat, sen anlat…
-Yahu ben seni dinlemeye geldim. Senin sohbetini özledim.
-Sende para var mı?
-Para mı lazım?
-Yoook! Ben parayı sevmem.
-O zaman niye paran var mı diye sordun?
-Paran varsa temizlen diye…
-Niye ben kirli miyim?
-Parası olan herkes kirli… Çünkü para pis, kir…
-O zaman temiz insan yok.
-Evet az, çok az..
-Kimler onlar?
-Akıllılar!
-Allah Allah! Akıllı da mı yok veya az?
-Evet evet, akıllı çok az. Herkes deli! Para delisi, mal delisi…
-?!
-Sen az delisin. Parayı sen de çok sevmiyorsun. Hep veriyorsun, kim isterse… Seni o yüzden sevdim yani azıcık…
-Abi buyurun!
-Sağol Hüseyin, teşekkür ederim.
-Afiyet olsun Abi!
-Hüseyinle aran iyi, bakıyorum.
-İyidir iyidir. O da az deli.
-Senin akıllın kim?
-Annem, annem benim çok akıllıdır. Hiç para kullanmaz.
-Baban?
-Babam ölmüş. Evlenmiş, askere gitmiş. Ben o askerdeyken doğmuşum. Büyüdüm, babam yoktu. Askerden gelmemiş. Ben babasız büyüdüm.
-Üzüldüm be İskender.
-Niye? Bana mı üzüldün?
-Annen köyde mi?
-Evet.
-Beni köyünüze götürür müsün?
-Yorulursun sen, gelemezsin.
-Araba..
-Yooo! Araba olmaz, ben arabaya binmem. Yürüyeceğiz.
-Tamam! Yürüyeceğiz.
-Hadi gidelim!
-Hemen mi?
-Hemen değilse ne zaman?
-Hadi öyleyse gidelim! Hüseyin! Hesabı lütfen..
-Hesap tamam Abi. İskender Abi ödedi.
-Hay Allah, ikisi de deli bunların!
***
-Yahu İskender, şu düz yoldan gitsek…
-İşte düz yol bu… Araba yolları bozuk. Şu orman, şu tepeler, kurda kuşa, insana hayvana herkese yol. Arabalar, yol kesici. Bizim yollarımızı kesip kendi yolları yapmışlar.
-Doğru söylersin be İskender! Ne kadar yolumuz kaldı köye? Epeydir yürüyoruz.
-Acelen ne? Yoruldun mu yoksa? Şurada bir çeşme var. Biraz dinlenirsin.
-Evet biraz dinlenelim. Of be! Buz gibi suymuş İskender!
-Öyledir öyledir. Nimettir. Rahmettir. İnsan bilmez ki!
-Neyi bilmez?
-Rahmeti, nimeti bilmez Beyim! Şehirde rahmet yok, şehirde…
-Evet İskender, şehirde?..
-Boş ver haydi gidelim. Şu tepeyi aştık mı köydeyiz.
***
-İşte bizim köyümüz!
-Aman Allahım! Bu ne güzel köy İskender!
-Öyledir, bizim köy. Bak bizim ev orası. Annem bahçede.
***
-Merhaba teyze! Kolay gelsin.
-Hoş geldin oğul! Hoş geldin!
-Ver ben götüreyim kovayı.
-Yok yok ben taşırım, siz şöyle geçin bakayım.
***
-Nerden buldun bizim oğlanı? Kimseyle pek ahbaplık etmez o.
-Valla teyze oldu işte bir kaç ay. Ben lisede öğretmenim. İskender’ini çok sevdim. O da beni sevdi nasılsa. Her hafta geldiği bir kahve var. Ben de orada kitap okumayı, çay içmeyi severim. Dikkatimi çekti, İskender. Yaz günü kış paltosu giyiyor. Çay getirirlerse param yok içmem diyor.
-Yabandır benim oğlan, herkesle konuşmaz. Şehre niçin gidiyorsun diyorum. Delileri seyretmeye diyor. Ben de ses çıkarmıyorum.
-Evet, herkes deli onun gözünde.
-Eehh! Bir beni bir de köyümüzde bir ihtiyar Hüsmen Efendi var, onu akıllı kabul eder. Tabi baş akıllı kendisi.
-Beni de yarım akıllı diye seviyormuş.
-Paraya çok kıymet vermiyorsun o zaman.
-Eh öyle de sayılır.
-Kaç yaşındasın Bey Oğlum, evli misin?
-21-22 yaşlarındayım Teyze. Bekârım.
-İskender’den küçükmüşsün. O da senin gibi akıllı okuyan biriydi.
-Öyle mii?! Peki niye böyle?
-Sorma oğul, bak sana meyve getiriyor.
-Al bakalım yarım akıllı! Bunlar anamın bahçesinin.
-İskender Bey zahmet oldu, bunlar ne güzel böyle!
-Anamın elleri değdi onlara.
-Dediğine bakma sen oğlum. Bahçeye hep kendisi bakar. Sular, budar, her bir işine koşar. İnekleri, koyunları da o otlatır. Ahırlarına da o bakar. Benim pek bir yorgunluğum olmaz.
-Ana, anaa!
-Tamam tamam, benim aklı uzunum, tamam. Seni Hüsmen Efendi sordu.
-Ben hemen gidip geleyim, kusura bakma Beyim!
-Yok canım sen işine bak, ben teyzeyle…
-Hadi eyvallah!
-İşte böyle yavrum.
-Tamam, okuyan biriydi de kalmıştık..
-Evet okuyordu. Üniversitedeydi. Bir yıl kalmıştı bitirmesine. Kaymakam mı vali mi ne olacaktı işte. Darbe oldu. Tutukladılar. Hapse koydular. Üç yıl hapiste kaldı. Çok işkence etmişler. Arkadaşları onu eve getirdiklerinde, köylüler halini görünce, ölür bu, yaşamaz dediler. Yaşatan Allah yaşatıyor işte. Yaşadı, yaşadı ammaa! Aklı bir hoş olmuştu, bir türlü yerine gelmedi.
-Aman teyze öyle demeyin, o çok insandan daha akıllı.
-Amaan oğlum, öyle aklı ben ne yapayım. Kimse kız vermez, yüz vermez.
-Ben kız olsam varırdım ona.
-Oğlum senin de aklın bir hoş demek ki.
-Yok teyze yok, İskender çok akıllı.
-Oğlum, öyleydi. Çok kitap okurdu. Birçok arkadaşı vardı. Yazları buraya gelirler, ona akıl danışırlardı. Sabahlara kadar konuşurlar, kitaplar okurlardı. Vatanı, milleti kurtaracaklardı, daha kendilerini kurtarmadan.
-Ben seziyordum zaten. Bu deliliği de numara gibi, oyun gibi geliyor bana…
-Yok oğlum yok. Size oyun oynuyor da bana da mı oyun oynuyor? Kafası bir hoş… Hapiste ne yaptılarsa yapmışlar yavruma. İçerde bir sürü kitabı var. Bir tanesinin kapağını açmadı şimdiye kadar.
-Hüsmen Efendiyle ilişkisi ne?
-Onunla ilişkisi çok eski. Üniversiteye gitmesini de o istedi. Bu oğlan büyük adam olacak dedi. Bütün masraflarını o karşıladı. Benim halim zaten ortada. Baba yok, hısım akraba dersen düşman başına… Allah güç kuvvet verdi, bağı bahçeyi, koyunları inekleri tek başıma çekip çevirdim şükürler olsun. Kocamdan kalan tarlaları da ortakçıya ektirip biçtirdik. Sağ olsunlar hak yemediler. İskender’in dediği gibi ben hiç para kullanmadım. Bağdan bahçeden, arılardan, hayvanlardan, tarlalardan gelenlerden bakkala, dükkâna ödeyerek giyecek ve ev ihtiyaçlarımız karşıladık, hamdolsun.
-Peki kocanız?
-Yavrum, kocam evlendiğimiz sene askere gitti, bir sene mektup geldi, ondan sonra mektuplar kesildi. Doğudaydı askerlik görevi. Bir daha da hiç haber gelmedi. Askerlik şubesine gittik kaç defa, haber gelirse size bildirilecek dediler hiç haber gelmedi. Neredeyse otuz sene olacak.
-Vay be! Demek öyle.
-Evet yavrum.
-Hah, İskender de geldi. Nerde kaldın yahu!
-Hüsmen amcanın selamı var. Senin misafirin benim misafirim demektir. Akşama yemeğe bizdesiniz, dedi.
-Ama bugün şehre dönmek zorundayım.
-Olmaaz! Bugün bizdesin. Hüsmen Efendi çok üzülür gitmezsek. Ayıp olur.

Yazma üslubunuz çok güzel, İskender ise gizemli kişilikli bir kahraman elinize sağlık.