Bir Urfa sesidir yanık yanık yankıyan
Dövülen bakırlar eşliğinde
Ulu canilerle gelen
Zikir dolu ölümler önünde
Ağıtlardır eksilen
Salalar sarılır şehrin boynuna
Göklere yalvara yalvara
Sır vermeyen son oyuna
Siyah kefenler saran
Nasıl bilirdiniz nasıl eş
Korolarla varılan hep yanlış
Simsiyah seslerdir yunup arınan
Bu nasıl bir oyun ki
Ayakları dolaşır şehrin
Başı döner
Kararır gözleri gece sanki
Güneş öğleden batar
Bulutlar samanyollarına yağar
Bu şehirde erken ölür bahar
Hani kışları beyaz gelinlik
Yazı siyah kefen yapmıştık ya hani
Nazlanmıştı kent ağlamıştı
Ve ardından gelen kahkahalarla
Bakırköy almamıştı
Manisa bakmamıştı çaresine
Bırakın demişti bir ihtiyar annesine
Ve Halil kıvamında biri
İki sütun başlığı gibi elleri
Kalkmış kalkmış kalkmıştı ha bire
Sonra göklerde meşaleye dönmüş
Bütün şehri tutuşturmuştu
Minareler ondan alev almış
Kubbeler erimiş bakır gibi akmış
Kalabalıkları kaplamıştı
Ah durur mu arabalıklar
Arabalar durur mu bu yangında
Odun taşırlar
Şehrin insan ormanından
Ve cayır cayır yanan
Yürek yok ki canlardan can yok ki
Cayır cayır yanankardan işte
Bir inilti bile gelmezdi onlardan
Elleri sütun adam
Dilleri bütün adam
Ellerim aklımdı alın dedi
Dillerim kalbimdi çalın dedi
Ruhumla baş başa kalın dedi
Kentin yangın harmanından kurtarın dedi
Kurtarın yavrularınızı kurtarın yarınlarınızı
Kurtarın kurtarın kurtarın dedi
Yüreklendi şehir dillendi
Birden yeşillendi şehir
Baharla ödüllendi şehir
Şehre bahar geldi toprak altından
Şehit kanlarına fıskıye güller katından
Şehit gövdelerine vücut zambak
Şehit yüzlerinden lale
Şehit gözlerine papatyalar
Ve şehit saçları sümbüller
Şehitler karanfillerle güler
Ah bu bahçeler şehitleri karşılar
Bu minareler şehit seslerine meşaleler
Şehre Dipnot:
ŞEHİR VE İNSAN
Sabahın şarkısını dinle
Işıklarca bestelenmiş
Işıklarda ses dalgaları çınlar
Bin bir sahne bahardan
Seslere dönüşen renklerle
Bir aranağmedir sükût
Gökyüzü tın tın tınlar
Şafak ufkunda erimiş altınlar
Öğlen bir türküdür yanık
Yol çizgilerinde arabalar
Bir korkunç gürültü besteler
Kırmızı sarı yeşil notalar
Yayalar korkunç stresteler
Kediler kaçamaz köpekler hiç
Ölümle kucak kucağa yolu ortalar
İkindi bir yorgunluk korosudur
Hesapların görülemediği pek
Yolların eve dönüş korkusudur
Bekleme yârim perdeleri çek
Zincirleme uzayan araba yollar
Asfalt üstü sıvama kaportalar
Teypler radyolar cd çalar
Akşam kahreden kemençelerle
Bir Karadeniz horonuyla gelir
Kollar bacaklar dökülür vücut
Masalar tezgâhlar tarlalar bağlar
Arkada eve ulaşsa bir ayaklar
Bir gün daha yenmiş olacak ömürden
Bir gün daha ömür ölümüne ağlar
Gece yarısı yatsı mı ne
Yemek yenmeden sohbet başlamadan
Hal hatır sormadan hanım çoluk çocuk
Daha serilmeden yatak yorgan
Koltuk kucaklamış yorgun gövdeyi
Kanepe sarmış sarmalamış ama
Gücü yetmez ki baba ağır çocuk
Kısılmış bir türküdür uyku horul horul
Oysa sen katılmadın hiç
Bizim boz bulanık bu karmaşık oyuna
Sen hep bir kaynaktan durulanıp arındın
Gece muslukların hiç kısılmadı
Sabah kuşluk öğle ikindi akşam ve yatsı
Fıskıyelerinden billur avizeler gibi
İçini ve dışını durmadan arıtan
Zaman çağlayanlarında yundun sen
Hızır mı karıştı hayatına yoksa sen mi
İki denizin birleştiği yerde miydin hep
Zamanı nasıl da dürüp katladın
Onu ruhunla nasıl dölleyip rahatladın
Hem babası hem çocuğu olmanın sırrını
Kimden ders aldın hangi gecede mağarada
Diz dize yüz yüze göz göze ordan öze
Akan size bakan hangi nazardı
