İnsan güzelin peşindedir, hayat yolculuğunda. Yollar, o güzele gitmek için, o güzele götürmek için vardır. Ona giden, ona götüren en güzel yol da söz ve yazı yoludur. İnsan gönlü, güzellik seferlerine oradan çıkar.
Nice amaçlar için kullanılan söz yolu, bitmez tükenmez bir imkânlar dünyasına açılır. İnsan, kültürünü, yani insan olarak hayata ilave ettiği her şeyini ona borçludur. Medeniyeti onunla kurar ve yine onunla korur. Başka kültür ve medeniyetleri de onunla yoklar, onunla anlar ve yine onunla avlar; onunla değiştirir, onunla parçalar, yeniden var veya yok eder.
İnsan, tabiatı kendine katan bir varlıktır. Onu kendine daha yararlı, kendisi için daha güzel hâle getirerek, bütün sırlarını, güç ve kuvvet kaynaklarını didik didik ediyor. Onun dilini kendi diline tercüme ederek, kanun ve prensiplerini ortaya koyuyor. Bunları da hayata tatbik ediyor, teknik bir dünya kuruyor. Bu tatbikatla teknolojiyi, bunların kanunlarıyla da ilmi ortaya çıkarmış oluyor.
Çoğu zaman bir uçak, bir kuştan daha şaşırtıcı, daha güzel; mâdenî bir takım sesler kuş seslerinden daha hoş gelir. Onları kendisi bulmuştur da ondan. İlim ve teknik, insanın, tabiatı tabiatla bulup anlama cehdinin, çabasının sonucudur. Bütün bunları söz ve yazı olmasa başarabilir miydi?
Ayrıca insan, insanı da kendine katan varlıktır. Onu, yani insanı daha güzel hâle getirmek için bütün sırlarını, güç ve kuvvet kaynaklarını, hatta zaaflarını araştırır. Onunla anlaşmak için ortak bir dil oluşturur. Onu bu dille ortak bir hayata çağırır. Birlikte hayata yön ve şekil kazandırarak, devlet ve milletler hâlinde büyük imkânlara, varoluşlara ulaşır. Yaşadığı bu hayatın muhtevasını oluşturan, onu canlı ve anlamlı tutan şey ise kültürdür, irfandır. Bu irfan hayatının dokuyucu mekiği söz ise, onun doku ve desenleri de edebiyattır. Edebiyatın özü de inançtır. Edebiyat, insanın tabiat ve insanı insanla bulup anlaması ve anlatmasıdır. Bunun aracı da söz ve yazıdır.
Gönülleri yapan da yıkan da sözdür. Bir güzelliğe düşmüş gönüle güç veren, onu bu güçle yaşatan da yine sözdür.
Gönüller kozasının ipek böceği sözdür. Orada inanç ve sevda ile beslenen, zenginleşen söz, gönlün yüzüne tutulan aynadır. Her ruh kendi özünü, kendi yüzünü bu aynada görür. Hasretini çektiği güzelin izine de orada rastlar.
Ne yazık ki insan bencildir. Bu da fert, aile, kavim, kabile ve millet seviyelerinde kendini belli eder. Bunlardan her biri kendi seviyelerinde, güzele, güzelliğe tek başlarına sahip olmak isterler. Her biri, kendini tek başına güzel, tek başına güzelliğe lâyık görür.
Beşeri niteliklerden öte insanî özüyle kendine, insan türüne bakabilen, insanın sonsuza açık ve yönelik nitelikleriyle dil dünyasını doldurup donatan ve o dil ile insanı şiir, hikaye, roman, tiyatro, sinema alanlarına yansıtan sanatçı ruh edebiyatın, sanatın hakkını vermiş olur. Bu tür eserlerde her insan kendini bulur.
