-Hoş geldiniz, nasıl yardımcı olabilirim?
-Hoş bulduk Bayım. Yardım alıyorum sağolun. Siz buranın sahibisiniz galiba.
-Evet.
-Yeriniz küçük ama hoş ve temiz. Hele yemekleriniz çok güzel.
-Öyledir.
-Vay vay vay! Tevazu da yok adamda. İnsan bir estağfirullah falan der.
-Yapmacıklığı sevmem Beyefendi. Biz ne isek oyuz.
-Bu da güzel. Sizi diğer yerlerden farklı kılan şeyler olmalı. Ben buraya arkadaşların tavsiyesiyle geldim. Hayal kırıklığına da uğramadım.
-Efendim biz, insanın saygınlığı ve mutluluğu esastır anlayışıyla hareket ederiz. Her insana da eşit mesafede durmayı amaçlarız. İnsanları katagorize etmemeye özen gösteririz.
-Hadi canım sen de! Ben her yerde yemek yemediğim gibi her yer de her müşteriyi kabul etmez. İşte şurda yemek yiyenlerle burda olmak bana göre değil.
-Orada yemek yiyenler benim özel konuklarım.
-Nasıl yani?..
-Aç olduklarını söylediler ve buyur edildiler.
-Dilenci mi?
-Mahallemin fakirleri.
-Fakirleri doyurmak size mi düştü?
-Lütfen bu konuyu kapatalım.
-Tamam tamam, özür dilerim.
-Bir tatlı alabilir miyim? Yanında kahve de olabilir.
-Hay hay, fakat bizim menümüzde tatlı yok ama hemen bitişiğimizde bir tatlıcımız var, arzu edenlere oradan getirtiyoruz, çoğu müşterilerimiz de memnun kalıyorlar.
-Yahu burası çok ilginç bir yer. Korkarım kahveyi de komşudan getirteceksiniz…
-Hayır efendim, onu biz hazırlıyoruz.
-Tamam, bir baklava bir de türk kahvesi olsun ama sade…
-Oldu efendim.
***
-Buyurun efendim. Çok bekletmedim ya.
-Hayır hayır, siz gelinceye kadar konuklarınızla görüştüm. Mister Joseph iyi adamdır dediler. Sizden çok memnunlar. Dualar edip ayrıldılar.
-Yapmamalıydınız, mahcup olmuşlardır. Şimdi de ben mahcup oluyorum. Ben kimseye kimlik sormam. Sadece hizmet sunarım. İnsanın dış görünüşü, iç dünyası beni ilgilendirmez. Bunu derken hiç önem vermem demek istemiyorum. İlk planda önem vermem, bu da onun hakkında peşin yargıya düşmemek için yani, demek istediğim.
-Siz filozof gibi konuşuyorsunuz. Kendinizi iyi yetiştirmişsiniz Kitaplarla aranız nasıl? Bu ara tatlı da güzelmiş gerçekten.
-Afiyet olsun. Hayır çok kitap okumam öyle. Ama iyi bir gözlemci olduğumu söyleyebilirim.
-Belli oluyor.
-!?..
-Yemekleri kim yapıyor? Bir sakıncası yoksa tabiii…
-Yoo hayır, ben ve yardımcım…
-Bir de şunu merak ettim, tatlı almaya giderken birisiyle İngilizce konuştunuz, baya da güzel konuşuyordunuz. Nasıl öğrendiniz Mister Joseph? Kızmayın canım!..
-Ben kolej mezunuyum. Üniversiteyi kazandım hatta kayıt yaptırdım ama okumadım. İş dünyasına girdim… Neyse hikayesi uzun… Sormayın.
-Peki peki… Özür dilerim. Özel hayatınıza girdim. Kabalık saymazsınız..
-Ne münasebet efendim. İnsanız biz. Elbette konuşacağız ve insanlığımızı tanıyacağız. Konuşarak büyürüz. Konuşarak birbirimizden yararlanır, olgunlaşırız, değil mi?..
-Yahu… neyse… Son bir sorum… Çok merak ettim. Yemek yapmayı nasıl öğrendiniz, hem de bu kadar güzel…
-Deneme-Yanılma beyden öğrendim. Ustam oydu ama beni çok yordu, sonunda bu kıvama getirdi.
-Yahu aşk olsun Bayım! Pes doğrusu! Kalkmak zorundayım, çok da fazla kaldım aslında. Yetişmem gereken bir randevum var. Hesap?..
-Hesabınız görüldü Efendim.