Selam
Sevgili Can
Aziz İnsan
Güzel Seniye!
“İnsanlar bakar; kimisi sadece bakar, kimisi hem bakıp hem görebilir, kimisi de bakmadan bile görebilir. Bazı şeyler öğretilebilir önemli olan, başkalarından öğrenmek değil düşünerek, görerek öğrenmek. Gördüğünü düşünmek düşündüğünü gözlemlemek. Mesela bir köpeğe de bir şeyler ögretebilirsin ama köpek düşündüğünden değil şartları o na el verdiğinden öğrenir…”
“Belki de bakmak ile görmek arasında ki en büyük farklardan biride budur; birinde sadece kafanı bir tarafa çevirmek gözlerini açmak ise, biri de baktığı şeyi düşünüp kendince dersler çıkarmaktır. Bakmadan göremezsin diye bir kural yoktur fakat, düşünmek ile görmek arasındaki anafor da kaybolmadan, gözlerini açmak yani bakman lazımdır ve anlatılmak istenen olayı, işe yarayacak vakit geçmeden öğrenmektir.”
Tırnak içindeki bu iki paragraf da size ait. Bu paragraflar, sahibinde sancılı bir ruh olduğunu hissettiriyor. Ruh dünyası, yaşadığı varlık (insan ve tabiat) âlemini anlamaya çalışıyor. Bunları birileriyle paylaşmak istiyor. Bu güzel.
Sevgili Seniye,
Bu iki paragrafa birlikte bakalım. Yazar neden söz ediyor ve sözünü ettiği şey hakkında neler diyor? İnsanlardan ve hayvanlar (köpek) den söz ediyor. Bunlar “bakarlar ve öğrenirler” diyor. İnsan ve hayvana bazı şeyler öğretilebilir, diyor. Başkalarının öğrettiklerini önemli bulmuyor, insanın kendi öğrendiğini önemsiyor. Hayvanda düşünme yoktur, demek istiyor.
İkinci paragrafta insanın görmek ve bakmak eylemlerini karşılaştırıyor. Bundan sonra yazarın ne dediği pek anlaşılmıyor. Bakmayı fiziki bir olay, görmeyi psikolojik bir olay olarak görüyor. İnsan, bakmadan da görür yani düşünür demek istiyor. Ona göre düşünmek görmek, görmek de düşünmektir. Paragrafın son uzun cümlesinde işi çıkmaza sokuyor. Anlatım bozukluğuna ve çelişkiye düşüyor. Hem “bakmadan göremezsin diye bir kural yoktur, diyor hem de “gözlerini açmak yani bakman lazımdır” diyor. Ondan sonraki sözler de anlamını kaybediyor. “anlatılmak istenen olayı, işe yarayacak vakit geçmeden öğrenmektir.” Sözüyle ne demek istiyor, belli değil.
Yazarımız, bir şeyin, konunun, olayın ne olduğunu anlamak için onu görmek gerekir, diyor. “Kim, ne, nerede, ne zaman, niçin, neden, nasıl oluyor?” un cevabını bulan “bakış”, bir “görüş” tür demeye getiriyor, yanlış anlamıyorsam. Öyle değil mi?
O zaman, bu iki paragrafta anlatılmak istenen fikir şu olabilir mi? Ha, ne dersin?
“Olayların nerede, ne zaman, neden, niçin ve nasıl olduklarını sorgulamak ve anlamak, düşünmektir. Bunun için de bakmak ve görmek gerekmektedir.”
Bir başka anlatımla, “Bakmak ve görmek demek, olayların nerede, ne zaman, neden, niçin ve nasıl olduklarını sorgulamak, anlamak için düşünmek demektir.”
Bir diğer ifade “Düşünmek, nerede, ne zaman, neden, niçin ve nasıl olduklarını sorgulamak, anlamak için olaylara bakmaktır.”
Bunları daha da uzatmak mümkün. Ana mesele, düşünmek ve anlamaktır. Bunun için, düşün ve anla yani bak ve gör, denmek isteniyor. Bu dört kelime için neredeyse üç yüz kelime harcadık. Her meslekte çıraklar, ustalaşıncaya kadar bir yığın malzeme harcarlar. Yoksa usta olunmaz.
İşin içinde bir de heyecan faktörü var. Dinleyicilerle dolu geniş bir salonda ani bir olay olsa, deprem, bomba gibi. Ne olur? Herkes kapılara koşar, değil mi? Herkes bir an önce çıkmak ister. Kapılarda yığılmalar, sıkışmalar hatta ezilmeler olur. Yeni yazarlarda da buna benzer durumlar olur. İlginç bulduğu bir konuyu hemen anlatmak ister. Hayaller, düşünceler, duygular birden hücum eder. Kağıda dökülmek için, cümleler halinde yazıya geçmek için bastırırlar. Yazar ne yapacağını, nerden, nasıl başlayacağını bilemez. Tıkanır kalır. Bütün düşündüklerini kağıda dökmeye çalışır ama yapamaz. Aceleyle yanlışlar yapar. Farkına da varmaz. (Seniye Hanımın paragraflarında görüldüğü gibi.)
Saygıdeğer Seniye,
Biz de sözü çok uzattık.
Bir dahaki sefere görüşmek üzere sağ ve esen kalın.
Verimli, iyi ve güzel çalışmalar dilerim.
