Sevmek nereye kadar? diye soruyorsun. Ben de size soruyorum: Nefes almak nereye kadar? Ha, bir de neyi ne kadar sevmek? diyorsun. İyi, doğru ve güzel olan her şeyi, sevebildiğin kadar sevmek diyorum. Arkasından sökün edip gelecek sorularını tahmin etmek zor değil. Öyle ama iyi, doğru ve güzel olmanın ölçüsü ne, bunu kim belirleyecek? Haklısın. Burada inançlar devreye giriyor. Akıl, zeka, vicdan ne kadar belirleyici olurlarsa olsunlar, onlar da toplumsal bir yapının ve kültürel bir iklimin etkisinde belirleyici olurlar. Hatta yaşanan iklim ve coğrafyanın bile belirleyici olduğu bilinir ve söylenir öyle değil mi? Bütün bunlar bir yana bugün bilim ve teknolojik gelişmeler, kıtaları, ırkları, dinleri her türlü sınırlarına rağmen öyle bir araya getirdi ki dünyada hemen hemen her ülke, şehir, kasaba, köy de dahil internetin ulaştığı her yer ortak bir yaşam alanı haline dönüştü veya dönüşmek üzere. İskelet yapıları kendilerince sağlam kültür ve medeniyet ortamları bile bu yakınlaşmanın etkisinden kendilerini kurtaramıyorlar. Bu yüzden olsa gerek, kültür ve medeniyetler arası diyaloglardan söz edilmektedir. Bu alanda ne kadar başarılı olduğu ve mesafe alındığı tartışılabilir.
Kültür ve medeniyet daireleri arasında sınır tanımadan dolaşan ortak insan ürünlerini göz ardı etmemek gerektiğini de hatırlatırım. Sinema televizyon ve internet aracılığıyla sınırları aşan alanlar Sanat ve Edebiyat alanları olsa gerek. -Bu ara sinemanın da bir sanat alanı olarak görüldüğünü hatırlatırım-. Resim, müzik, şiir, hikaye, roman, tiyatro dünün masal, destan, mitoloji dünyasının birer uzantıları değil midir? Yapılan folklorik ve antropolojik araştırmalar bütün toplumların ortak hayal, tasavvur, inanç, düşünce motiflerine sahip olduklarını ortaya koyuyor. Kaynağı, doğuşu ile ilgili kesin bir hükme varılamayan dil bile bir takım ailelere, soy ağaçlarına bağlanıyor. Bu da insanlığın geriye doğru ortak noktalarda buluşup benzer değerlere sahip olduklarına dair kapılar açıyor. Bütün dillerin ana ortak kavramları “sevmek” ve ortak cümle kalıpları da “Seni seviyorum” değil midir?
Bütün insanların evrensel bir ruh taşıdıkları, ortak bir bilinç altı dünyasına sahip oldukları ve ortak arşe tiplerle yorum yaparak hayatı yaşadıkları yolundaki psikolojik teorilere sıcak bakıyorum. İnsanlık, ortak, evrensel bir hikayenin farklı yorumlarını yaşıyor, paylaşıyor. Sevmeyen, aşk hikayeleri, destanları olmayan, mutlu bir hayat arayışı bulunmayan bir toplum düşünmek mümkün mü? Hakikat peşinde olmayan, varlığı anlamak, hayatı kavramak, hayatın amacını bilmek ve onu elde etmek, yaşamak istemeyen kültür ve medeniyet göstermek mümkün mü? Aslında bütün insanlık bir sevgi çağlayanında akıp gidiyor. Bir samanyolu nehri gibi. Ayrılan kollar, bulanan, kirlenen, kin ve nefret atıklarının olduğu ırmaklar, dereler var, yok değil. Önemli olan bunlar için arıtma tesisleri, ruhun arıtma tesislerini kurmak. Ruhlar ki onların ırkı, cinsiyeti yoktur. Cinsiyet sadece zavallı cesetlerindir. Yüce ruhlar, cesetlere takılıp kalmazlar.
Masallarda, destanlarda, şiir, hikaye ve romanlarda, sinema ve tiyatrolarda, müzikte hep buram buram sevgi tüter. Ben sonsuza kadar sevmek diyorum. Sonsuza kadar sevmek…
